Ben, Hürriyet’teki “bulanık” habere sinirlenmiş bir Hilmi Özkök’ün Fikret Bila’yı aramış olma ihtimalini çok daha güçlü görüyorum
MEDYAİRONİK
Alper Görmüş
Birgün yazarları, son gözaltılardaki “rahatsızlık” hislerini anlatıyor...
Salı günü bu sayfada yayımlanan “Ergenekon’la birlikte Birgün’ün sorunları da derinleşiyor” başlıklı yazım, başlangıçtan bu yana olumlu-olumsuz en fazla eleştiri toplayan yazı oldu.
Bir okur, kendisinin de üye olduğu, Birgün okurlarından oluşan bir forumda yürüyen tartışmadan haberdar etti beni. Gruptakilerden biri, benim son günlerde memnuniyetle not ettiğim, geçen yazımda eleştirdiğim manşetlerden epeyce uzaklaşmış Birgün manşetlerine fena halde takılmıştı. Ne oluyordu? Birgün de mi “AKP’nin kuyruğuna takılmaya” karar vermişti?
Bu türden tepkileri okuyunca, aklıma “rüzgâr eken fırtına biçer” atasözü geldi. Bir de, Birgün’de yer alan ve “Yiyin birbirinizi” ya da “Darbe parodisine mutabakat operasyonu” çizgisiyle uyum içinde olan kimi köşe yazıları, yazarları... Ki onlar da, “imam”lı, “cemaat”li başka bir atasözünü akla getiriyor ister istemez.
Geçen haftaki yazıyı, “Yiyin birbirinizi” çizgisinin köşe yazıları-yazarları versiyonundan örnekler sunmak vaadiyle bitirmiştim. Sıra onlara geldi. İşte, iki emekli orgeneralin gözaltına alınmasından hemen sonra kaleme alınmış iki yazıdan bazı bölümler... (Not. Bugünkü sayfamı aslında tümüyle “Birgün yazarlarından örnekler”e ayırmıştım. Ne var ki gündem buna izin vermedi ve gördüğünüz gibi sayfayı ikiye bölmek, yazıları da istemediğim ölçüde kısaltmak zorunda kaldım. O nedenle alıntıların dibine birer link koydum, ki siz aşırı kısaltılmış yazıların orijinal fikirleri yanlış aktardığı yönünde bir şüpheye kapılmayasınız!)
Çekirge’nin Özkök söyleşisi zaten bir tuhaftı...Dün
(10 temmuz) bütün gazetelerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün daveti
üzerine gerçekleştirilecek Abdullah Gül-Hilmi Özkök görüşmesinin
haberleri vardı. Bu haberlerin çoğunda da, Özkök’ün Milliyet’ten Fikret Bila’ya verdiği ve 9 temmuz’da Milliyet’in manşetinden yayımlanan söyleşide yer alan şu sözler, arka plan bilgisi olarak yer alıyordu:
Ahmet Çakmak, Birgün, 2 Temmuz:
“Siz dünkü gözaltılardan sonra Türkiye’nin demokratikleşme yolunda bir adım daha attığını hissettiniz mi? Ben hissetmedim.
(...)
“Acaba neden demokratikleşme yönünde bir adım attığımız gibi bir hissim yok, hatta neden bu gözaltı haberleri bende alttan alta adını koyamadığım bir rahatsızlık hissi uyandırdı?
(...)
“(...) Asıl neden sanıyorum şu: Ben mevcut rejimin alternatifleri içinde bu toplumu daha aydınlık yarınlara götürecek bir güç göremiyorum. Evet göremiyorum. Çünkü böyle bir güç benim bilebildiğim kadarıyla ancak ve ancak soldan gelebilir. Ne var ki Türkiye’de böyle bir sol yok.” (http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1185986455&news_code=1214952990&year=2008&month=07&day=02)
(Not. Ahmet Çakmak’ın bu yazısı, “Darbe parodisi” manşetinin ayağına yerleştirilmiş, oradan anonslanmıştı. Belli ki Birgün editörlerinin hissiyatını da yansıtıyordu yazıda tanımlanmaya çalışılan fakat tanımlanamayan “rahatsızlık.”)
L. Doğan Tılıç, Birgün, 3 Temmuz:
(...)
“Tam da Ahmet Çakmak gibi hissediyorum: Ne ‘darbecilere oh oluyor’ diyebiliyorum ne de kafaları epey bulandıran bir tarzda da olsa, yapılan operasyona boş verebiliyorum.
“Olup bitenlerin, ‘demokratikleşme doğrultusunda bir adım olduğunu hissediyor’ muyum? Çakmak ‘düşünüyor muyuz’ diye sormuyor ama, ben öyle yanıtlayayım: AKP operasyonlarından bir demokratikleşme çıkacağını düşünmüyorum. 8 Mart’larda, 1 Mayıs’larda ‘polis devleti’ne sarılan, sendika dernek kapatılınca sevinip ancak kendi kapatılınca dövünen, zengine yakın emekçiye uzak bir iktidardan demokratikleşme gelmeyeceğini biliyorum.
(...)
“Evet, taraf olmak gerek ve tarafız tabii! Ancak, memleketin şu ‘darbe darbeye karşı’ halinde taraf olmak, taraflardan birinin yanında olmayı değil, ikisine de karşı üçüncü, bir sol taraf yaratmayı gerektiriyor. Zor tabii... O yüzden içim sıkılıyor!”
(http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1186995520&news_code=1215038798&year=2008&month=07&day=03)
*******************************
“Anılarda geçtiği öne sürülerek gündeme getirilen bu olaylarla ilgili olarak, ne vardır, ne yoktur derim. Başka bir ifadeyle ne teyit ederim, ne tekzip ederim. Benim söyleyebileceğim budur.”
Gene dün, Vatan’dan Okay Gönensin ve Mehmet Tezkan’ın da dahil olduğu birçok köşe yazarı, bu sözlerin 2004’teki darbe girişimlerinin doğrulanması anlamına geldiğini yazdı köşelerinde. (Vatan yazarlarını neden vurguladığımı biraz sonra anlayacaksınız.)
Şimdi, Milliyet’in manşetinden bir gün öncesine, 8 temmuza gidiyoruz. O gün de Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin gene Hilmi Özkök’ten, gene 2004’teki darbe girişimleri ile ilgili olarak aldığı bir demeç vardı. Çekirge’nin sorusu ve Özkök’ün cevabı şöyle yer alıyordu o söyleşide:
Soru: “Ortada bir iddia var. Bazı komutanlar darbe hazırlığı içine girmişler. Sizin döneminize rastladığı söyleniyor. Böyle bir girişim hissettiniz mi?”
Cevap: “Böyle bir şey yok. Olsa askerî savcılık müdahale ederdi. Basından öğrendiğimiz kadarıyla iddialar sanırım emeklilik dönemleriyle ilgili. Bu nedenle diyorum ki, görevde olsalardı askerî savcılık müdahale ederdi.”
... Ve bir gün sonra, Özkök, Bila’ya yukarıda okuduğunuz şeyleri söylüyor. Çok tuhaf değil mi? Tuhaflığı arttıran başka bir şey daha var. Darbe Günlükleri’nin Nokta’da yayımlanmasından kısa bir süre sonra, 11 Nisan 2007’de, Hilmi Özkök konuyla ilgili olarak Anadolu Ajansı’na şunları söylemişti (12 Nisan 2007 tarihli Hürriyet’ten aktarıyorum):
“Ne dersem diyeyim, ateşe benzin dökmek gibi olur. Zamanı geldiğinde söylenir. Ülkeler mesela arşivlerini belli zaman sonra açıyor. Neden böyle oluyor, çünkü milli menfaatler yönünden zamanlama çok önemli. Gelecekte zamanı geldiğinde belki açıklanır, benim veya başkaları tarafından.”
11 Nisan 2007’de bu sözler... 9 Temmuz 2008’de doğrulama anlamına gelen “Ne vardır derim, ne yoktur” cümlesi... Ve ikisinin arasında Fatih Çekirge’ye söylenen sözler... Ki, iki “vardır”ın arasına denk gelen bu “yoktur”u Vatan’cılar pek sevip Hürriyet’ten bir gün sonra sürmanşetlerine çekivermişlerdi. Gene, “Darbe Günlükleri haberlerinin yenilgiye doymaz pehlivanı Melih Aşık” da balıklama atladı Hilmi Özkök’ün bu sözleri üstüne, “Günaydın Paşam” suretinde. (Tahmin edebileceğiniz gibi Aşık, Özkök üçlemesinin “Vardır da diyemem yoktur da diyemem” şeklindeki nihai faslını “tam siper” pozisyonda geçiştiriverdi.)
Tekrar dönelim, Fatih Çekirge’nin söyleşisine... Hüküm faslından söylemiyorum, bir tahmin olarak söylüyorum; bana öyle geliyor ki, Çekirge’nin Özkök’ün sözlerini sunuşunda bir problem var. Zaten soruyu ve cevabı bir kez daha dikkatlice okursanız siz de hissedeceksiniz bunu: Soruda “sizin döneminizde” deniyor, Özkök cevabında “Sanırım emeklilik dönemleriyle ilgili” diyor... Acaba diyorum, Özkök aslında o gün Taraf’ın manşetten verdiği “Eldiven” kod adlı darbe girişimi ile ilgili olarak mı söylemişti bunu? Ve Çekirge, bilerek-bilmeyerek bulanık ifadeler kullanarak mı yansıtmıştı Özkök’ün sözlerini.
Bu tuhaf demeçten bir gün sonra Milliyet’te yayımlanan ve Hürriyet’i tekzip eden söyleşinin gerçekleşme biçimini de çok merak ediyorum. Fikret Bila mı görüşme talebinde bulundu, yoksa Hilmi Özkök mü “Size bir açıklamada bulunmak istiyorum” dedi?
Ben, Hürriyet’teki “bulanık” habere sinirlenmiş bir Hilmi Özkök’ün Fikret Bila’yı aramış olma ihtimalini çok daha güçlü görüyorum.




Temâtik Film Kuşağı

